İslamcılıkla Derdiniz Nedir

Son dönemlerde yaygınlaşan bir söylem türü var, sözümona İslamcıları ve İslamcılığı eleştiren. Bu söylem türüne “savsöz söylemi” demeyi uygun görüyorum. Elbette her söylemde olduğu gibi savsöz söyleminde de bu söylemi ilk dile getireni kestirmek zor, aslında diğer birçok söylemsel formasyonda olduğu gibi. Önce önü ardı, yani siyakı-sibakı, ifade sebebi, mekânı, zamanı, muhatabı belli olmayan -bağlamından koparılmış diyelim buna- birtakım vecizemsi sözler sarf edilir, sonra da o sözler yaygınlaştırılmaya çalışılır. Yaygınlaşmasını kolaylaştırmak ve çabuklaştırmak için olsa gerek, iyice genelleştirilmiş, dolayısıyla belirsiz, muğlak bir hale dönüştürülmüştür söz.
Sözgelimi bir zamanlar -böyle fi tarihli konuştuğumuza bakmayın, çok eski bir tarihte değil- özellikle sosyal medyada sık sık kullanılan “Türkçede simit satana simitçi, İslam satana İslamcı denir” şeklinde epey popüler bir söz vardı. Hatta değerli bazı akademisyenlerin bile (sözgelimi ismi bizde saklı gelenekçi bir akademisyenin) sosyal medyalarında bu sözü sarf ettiklerine şahit olduk. Oysa epey popüler bu sözü kullananın Türkçeyi yeterince bilmediğini söyleyebilirdik. O söz açıkça bunu belli ediyordu. “Demek ki” demiştim bu sözle karşılaşınca “Türkçe’de yol satana yolcu, akşam satana akşamcı, sabah satana sabahçı denir.” Eh, bir konuşanı olarak belki ben de bilmiyordum Türkçe’yi.
İroniyi bir yana bırakıp şu savsöz söylemine ve onun temel malzemesi olan savsözlere (savsöz/vecize kılığına büründürülmüş sözlere) dönelim. O savsözlerin içerdiği kavramsılıklar, gösterdikleri gerçeksilikler, sözler her ne kadar gerçek dünyada ifade edilirse edilsin, tam da virtüel dünyaya uygundur. Sanaldır esasen savsöz söylemi. “Sanal düşünce nasıl olur” diye merak eden olursa onları tatmine dönüktür kısmen. Sanal olduğu kadar muğlak ve müphemdirler: Hem kapsamları hem anlamları hem de maksatları belirsizdir. Bağlamlarından koparıldıkları, siyak ve sibaklarını bize aktaramadıkları için ya da aktarmaları gerekmediği için böyledir belki de. Vurgulamak gerekir ki bağlamsızlıkları bu tür savsözlerin en temel kusurlarıdır: Dile getirilişlerinde de herhangi bir bağlam olmaması, hemen her durumda kullanılmaları, muhataplarının belirsizliği bu sözleri esasen kullananın amacı bakımından da bütünüyle işlevsizleştirir.
Bu tür savsözler bir yerde Nietschevari çekiç darbesi zannedilir, bir anlamda öyle sunulur. Eleştirdikleri etrafında daha ayrıntılı, daha derin düşünmeye bir “çağrı” amacı taşıdıklarını bile umabiliriz. Düşünmeyi sevk eden, bizi düşündüren, kurulması ilk bakışta zor bağlantı ve ilişkileri kuran ya da bulup çıkaran bir işlevi deruhte ettikleri varsayılır. Ama bu düşünme “derin” olmak yerine dediğimiz gibi sanaldır. Bu söyleme atfettiğimiz sanallık, yani kavramsılıklarla ve gerçeksiliklerle iş görmek aslında düşünmenin bağlamsızlaştırılması işlemini gerçekleştirirler. Kavram olamamış ama kavrama benzetilmiş unsurları içeren bu sözler, uğraştıkları meseleleri vuzuha kavuşturmak yerine daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüştürürler.
Bu savsözlerden başka biridir mesela şu: “Kendi dindarlığı ile meşgul olana Müslüman, başkalarının dindarlığıyla meşgul olana İslamcı denir.” Daha bu ilk ifadeden sözün bağlamı, kapsamı, maksadı gibi birçok yapısal unsurunun belirsiz olduğu görülür. Mesela ‘İslamcı’ ve ‘Müslüman’ deyişini ayırt etmeye çalışan sözde hem kendi dindarlığıyla hem de başkalarının dindarlığıyla ilgilenenlere ne deneceği belirsizdir. Bu ikisini ayırt etmeye çalışan sözün kapsamının belirsizliği böylelikle iyice ortaya çıkar, bu noktada ayırt edişinin mutlak olmadığını söylemek gerekir. Acaba kişiye İslamcı deniyorsa ayrıca Müslüman denemez mi ya da Müslüman kabul ettiğimiz kişi bunun üstüne bir de İslamcı olamayacak mıdır? Her İslamcı Müslüman değildir belki, her Müslüman da İslamcı olmayabilir. Ama İslamcılıkla Müslümanlığın asla bir arada olmadığı sonucu mu çıkacaktır bundan? Sözün “efradını cami ağyarını mani” bir tarif olmadığı söylenebilir tabii. Ayrıca sormak gerekir: Cemaat dinidir sonuçta İslam. Başkalarının eksik yaptığı işlerden dolayı kişinin de hesap verebileceği öngörülebilir. “Emri bil maruf nehyi anil münker”in hemen her mü’mine şart olduğu bir din değil midir İslam? En basitinden “cemaatle” kılınan namazlarda namaza durmadan önce imam “safların düzgün tutulması”nı ister. Demem o ki bir bakıma başkalarına göre bulunulan yerin düzgünce belirlenmesini talep eder. Elbette dindarlık sadece namaz kılmaktır, namaza nerede duracağını belirlemek değil dense bile o sözün içerdiği temel sorun çözülmez.
Savsöz söylemi için verdiğimiz ilk örnek, -cı, -cu ekinin Türkçe’deki bazı kullanımlarını temel alan ve İslamcılığı buna uygun değerlendirmeyi öneren örnek, o linguistik hatta basit bir benzeşim ilkesi aracılığıyla düşünmemizi önerirken “kendi dindarlığı” ile “başkasının dindarlığı” arasında kurguladığı zeminde ‘İslamcı’ ile ‘Müslüman’ı ayırt eden örnek de basit bir ‘karşıtlaştırma’ ile hareket eder. Bu karşıtlaştırma Müslüman’ın sadece “kendi dindarlığı”yla ilgilenmesi gerektiğini, “başkasının dindarlığı”yla ilgilenmesinin onu başka bir kategoriye (‘İslamcı’) koymamızı icap ettireceğini ilzam eder. Basit benzeşim ilkesiyle hareket eden ilk örnek, bizim sağduyumuza sözümona hitap ederken (Öyle ya, -cı'lı, cu’lu kelimeler gündelik hayatımızdaki alışverişlerimize bizi gönderir. Sözgelimi simitçiden simit alırız) karşıtlaştırma ilkesiyle hareket eden ikinci örnek keşfedilmesi daha zor, daha girift addedebileceğimiz bir yol izler. Bu “giriftlik”, söylemi sırf sanallık katsayısını yükseltmez, bununla birlikte söylemin amaçladığından başka işlevleri üstlenmesini getirir.
Kendi dindarlığının başka dindarlıklarla ilişkili (içsel bir dolayıma sahip) olması, bir anlamda kişinin kendi dindarlığını yaşarken ya da inşa ederken başka dindarlıklardaki öykünülesi ya da eleştirilesi noktaları görmezden geldiğini varsayması bir yana (ki İslamcılığın en önemli eleştirel çizgilerinden birinin bu olduğu vurgulanabilir: İslam’ın yaşanmasında günümüzde karşılaştığımız sıkıntıların birçoğu İslamcılığın ana meselelerindendir), Müslüman olmakla birlikte kendini ayrıca İslamcı sayan bütün İslamcıları Müslüman saymama gibi bir olasılığa da kapı aralar.