İdeoloji mi, Histeri mi, Yoksa Lanet Bir Nefret mi?

İnternette kısa bir gezinti, histeri hakkında karşımıza pek çok bilgi çıkarmaya yetiyor. Histeri kelimesinin kökeni Antik Yunan’a kadar uzanıyor. O dönemlerden yakın tarihe dek, histeri genellikle kadınlara özgü bir hastalık olarak kabul edilmiştir. Kadınların sergilediği bazı tuhaf davranışların nedeni olarak, rahmin vücut içinde dolaşmasının bu davranışlara yol açtığına inanılmıştır. Zaten kelimenin kökeni de buradan gelir: Yunanca hysterikos, yani “rahme ait”; bu da histerinin neden özellikle kadınlara özgü bir rahatsızlık olarak görüldüğünü açıklar.
Günümüzde bu görüşler cinsiyetçilikle eleştirilse de, histeri modern zamanlara kadar yalnızca kadınlara özgü bir “sorun” olarak değerlendirilmiştir. Kadınların tuhaflıkları, akıldışı davranışları ve bitmek bilmeyen kaprisleri düşünülünce, her ne kadar bilimsel bir temele dayanmasa da bu düşüncenin pek de haksız olduğu söylenemez.
Günlük dilde "histeri", genellikle abartılı, kontrolsüz, mantıksız tepkiler anlamında kullanılıyor. Bir davette ilgi başkasına kaydı diye surat asmalar, “Neden beni fark etmedi?” tripleri, ortada ciddi bir sebep yokken sergilenen Oscar'lık performanslar, ayılmalar, bayılmalar, yoğun duygusal tepkiler… Histeri bir aşamadan sonra bireysel sınırları aşarak sosyal bir boyut kazanmaya başlar. Bu yönüyle histeri, bulaşıcı bir nitelik kazanır. Bir kişinin gösterdiği aşırı tepki hızla diğerlerine de yayılabilir. Hele hele sosyal medya çağında iş çığrından çıkmaya başlar.
Kıbrıs’ta bir müdirenin hayret uyandıran histerik hâllerine tanık olduk. Kadının, bir kız çocuğunun başörtüsüyle okula girmesi karşısında baygınlık geçirmesi, görenleri hayrete düşüren bir sahneydi. Bir kadının bir kıyafete bu denli aşırı tepki vermesi neyle açıklanabilir? İdeolojik bağnazlıkla mı? Sanmıyorum. Haa, sahip olduğu ideolojinin böyle bir bağnazlık potansiyeli var mı? Var elbet! Ama bir ideolojik bağlılık herhangi bir kıyafet için insana baygınlık geçirir mi, gerçekten?
Peki ya etrafındaki güruha ne demeli? Sanki görünmeyen bir işaret verilmiş gibi aynı anda, aynı hızda histerik bir nöbete tutulan o kalabalığa? Küfürler, tehditler, saldırgan bakışlar… Bir anda kolektif cinnet hâli…
Açıkçası, bu ilgi manyağı tiplerin topluca sergilediği histerik performans bana trajikomik geldi. Ama o küçük kız için durumun pek de eğlenceli olduğunu sanmıyorum. O an herkes bağırıp çağırırken, küçük kızın sessiz ve ürkek bakışlarla etrafındaki koca koca adamları, kokana tipli karıları izlemesi… Peki, bu kudurmuşluğun ortasında çocuğa yaşatılan bu travmanın hesabını kim verecek? Bu linçe maruz kalmanın bedeli neyle ödenecek?
Türkiye bu konuda ne yapabilir, açıkçası bilmiyorum. Sonuçta burası başka bir devlet; Türkiye’nin bu tür olaylara doğrudan müdahale etme ya da yaptırım uygulama yetkisi var mı, bu da ayrı bir tartışma konusudur. Ancak eğer yapılabilecek bir şey varsa, bir an evvel yapılmalıdır. Kimsenin çoluğu çocuğu, menopoz krizini toplumsal histeriye dönüştürmüş kokanaların ve onlara eşlik eden saldırgan güruhun taşkınlıklarına maruz kalmak zorunda değil. Hele hele ikna etmek zorunda hiç değil.
KKTC’nin Ulaştırma Bakanı, “Hristiyan Güney tarafında başörtüsü serbest, Müslüman Kuzey Kıbrıs’ta başörtüsü yasak. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bunu anlatmaya çalışıyoruz,” diyor. Koca koca adamlar… Elçiler, bakanlar… Hep birlikte, histerik tepkiler gösteren, ortalığı ayağa kaldıran bir kadını ve etrafındakileri ikna etmeye çalışıyorlar. Onlara bir şey anlatmaya çalışıyorlar. O ise baygınlık numaralarıyla bu tiyatroyu sürdürmeye devam ediyor. Neyi ikna ediyorsunuz? Kime, neyi anlatıyorsunuz? Bu bir fikir ayrılığı değil; çay koyup tatlıya bağlanacak bir aile içi mesele hiç değil. Bu, organize bir nefretin kamusal alandaki yansımasıdır. Bu, açıkça bir nefret suçudur. Bu, düpedüz faşizmdir. Ortada ikna edilecek bir durum yok! Ortada durdurulması gereken bir linç, hesap sorulması gereken bir kudurmuşluk ve korunması gereken bir çocuk var. Böylesi bir saldırganlık karşısında, yasal yaptırımlar neyse, gecikmeden ve tereddütsüz bir şekilde devreye girmelidir.