Çağdaş Ashab-ı Uhdud: İsrail ve Hempaları

Çağdaş Ashab-ı Uhdud: İsrail ve Hempaları

Burçlarla dolu göğe andolsun, va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun, şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir. O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah her şeye şahittir. Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar. O, çok bağışlayandır, çok sevendir. Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır. (Buruc 1-14)

 

Buruc suresinde geçen “ashab-ı uhdud, inançlı insanları dinlerinden döndürmek için ateş dolu hendeklere atarak işkence eden kimseleri” tarif ediyor elbette. Uhdud “uzun ve derin hendek” anlamına geliyor. Tarih ve tefsir kitaplarında ashabı-uhdud ile ilgili birçok rivayete rastlamak mümkün. Ancak bu rivayetler içinde en geçerli ve tarihsel bakımdan kuvvetli olanı (elbette onun da kuvveti bir yere kadar) Necran Hıristiyanlarına Yahudi hükümdar Zunüvas tarafından yapılan işkence olayı ile ilgili olanı galiba. İkinci Himyerîler’in son hükümdarı olan Zunüvas Yahudiliği kabul etmiş, 523’te Necran’ı ele geçirerek Hristiyanlardan Yahudiliğe geçmelerini istemiş, kabul etmeyenleri ateş dolu çukurlara attırarak yaktırmış. Süryanice kaynaklarda Necran Hristiyanlarına yapılan zulüm geniş bir şekilde yer alıyor. Zunüvas 120 bin asker ile Necran’ı kuşatmış, yaklaşık 2 bin kişiyi bir kiliseye doldurarak ateşe vermiş. Diğer taraftan kazdırdığı uzun ve derin hendeklere odun doldurulmuş, bu odunlar tutuşturulduktan sonra kilisede öldürülen Hristiyan kadar Hıristiyan da bu hendeklerin içine atılarak yakılmış. Zunüvas tarafından öldürülen Hıristiyanların sayısı İslâmî kaynaklarda 20 bin, Süryani kaynaklarda ise 4 bin olarak belirtiliyor. VI. yüzyılın ikinci çeyreğine ait bir tarihî belgede de bu olaydan bahsedilmesi de tarihte böyle bir hadisenin meydana geldiğini teyit ediyor. Ayrıca bu konuda yeni belgeler de bulunup yayınlanmış da. Bu durumda halkı hendeklere doldurarak öldürme olaylarının tarihte çeşitli zamanlarda meydana geldiği anlaşılıyor. Yemen’de Tübba, Babil’de Buhtunnasr, Kostantaniye’de Kral Konstantin’in dönemlerinde buna benzer olayların görüldüğü kayıtlı. (Bu bilgileri TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddesinden derledim.)

Müfessirlerin büyük bir bölümü Buruc suresinde atıf yapılan bu kıssanın, mü’minlere eziyet eden müşriklerin ibret almaları ve mü’minlerin de sıkıntı ve zorluklar karşısında sabır ve tahammül göstermeleri için zikredildiğini belirtiyor. Müfessirlerimizin bu yorumuna bakarak onların gayet iyi niyetli olduklarını söylemek elzem: İbret alacak müşrikler bir zamanlar vardıysalar bile yoklar artık, şimdiki müşriklerin yahut sözde müşrik olmayan ama özünde müşrikçe davrananların hemen hepsi ibret almak şöyle dursun aksine yaptıklarıyla övünüyor ya da yardakçıları alkışlıyor onları. Sözgelimi İsrail ve hempaları müşrik değiller, sözlerine bakılırsa. Buna rağmen zalimlik ve gaddarlıkta onlarla yarışıyorlar.

Örnek isteyen için örnek açık: 7 Ekim 2023’ten beri yaklaşık yedi aydır Gazze İsrail tarafından devasa bir hendeğe dönüştürülüp ateşe verilmiş durumda. Bugüne değin çoluk çocuk, genç ya da yaşlı, kadın ya da erkek demeden yine yaklaşık 35 bin insan katledilmiş durumda. Dünya bu katliamı seyrediyor; hatta seyretmekle de kalmıyor bazıları, bu katliamı protesto etmek isteyenleri engelliyorlar hükümetleri ve polisleri eliyle. Böylelikle anlıyoruz ki, birtakım kavramları gömmek üzere Filistin yanlısı gösterileri görmezden gelenler, bu gösterileri gayrı meşru ilan edenler, bu gösterilerin muhtemel etkilerini kırmak isteyenler, kısacası bu gösterileri bastıranlar aslında o birtakım kavramların üreticileri. Sözgelimi soykırımcı İsrail’in başbakanı Binyamin Netanyahu dahil üst düzey yetkilileri hakkında tutuklama kararı çıkaracağı iddia edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi üyelerine ABD tarafından gözdağı veriliyor. Bu durumda anlaşılıyor ki eleştirmeye çabaladığımız o zalimlik de pek kavramsal değil. Açık ve ortada bir soykırım bu ama onu soykırım olarak tanımayı bile reddetmeye ahdetmiş bir irade var bir tarafta. Birtakım protestolar dahil kavramların da eylemlerin de herhangi bir işe yaramadığı bir durumla karşı karşıyayız.

İsrail ve hempalarını “çağdaş ashab-ı uhdud” olarak adlandırmak için önümüzde herhangi bir “nesnel” engel yok. İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım beşerî kıyıcılığın modern görünümlerinin paralelinde addedilse bile durum değişmiyor. İnsan saldırganlığına atfedilenin ötesinde elbette yaşananlar. Bu saldırganlığa yapılan atfın bile yaşanan durumu açıklamakta güçlük çekmesinin sebebi bu. Hiçbir hak ve hukuk tanınmayan insanları katleden İsrail’e verilen desteklerin sırf hükümetler eliyle olmadığı da aynı şekilde açık. Sözgelimi medyasından üniversite yönetimlerine kadar siyaset ötesi bir destek bu: Soykırım desteği. Bu medya İsrail’in öldürdüğü masum Filistinlilerin yüzde 40 kadarının İsrail tarafından daha önce güvenli olarak belirlenen bölgelerde kasten öldürüldüğünü hatırlatmadan sözüm ona sürekli “genişletilmiş güvenli bölge”ler gibi kavramları kullanıyor ve ilginç bir şekilde bu “güvenli bölgeler”in yeri sürekli değişiyor. Aslında söylenen açık: Yeni planlanan katliam bölgelerini ilan ediyor bu medya!

Bundan dolayı bize ashab-ı uhdudu hatırlatan İsrail ve hempalarının şedit katliamları değil sadece, bu katliamların yapılma ve savunulma şekli de. Hiçbir insani duyarlık taşımayan, hiçbir kaçış noktası tanımayan bu soykırıma gösterilen kamuoyu tepkilerini de Batılı hükümetlerin şedit bir şekilde bastırması, hatta tarihi gerçekleri ört bas etmek üzere hazırladıkları çeşitli tasarılar ashab-ı uhduda atfedebileceğimiz tarzla aynı.

Diğer Yazıları

Yorum Yaz